“kalû belâ”dan beri erkekegemen bir dünyada yaşıyoruz!

muhtemelen ilk toplumsal işbölümü, ilk toplumsal egemenlik biçimini de oluşturdu. insanlığın en eski çağlarında bir anaerkil dönem oldu mu, bilinmez; öyle olduğu savlanır. kadınların asr-ı saadeti (bir yanılsama değilse eğer) çok ama çok uzun zaman önce asar-ı atika müzesinin tozlu kuytuluklarından birine hapsedilmiş demektir. en azından bilinen tarih, erkekegemen bir tarihtir. öyle yaşanmış ve yaşanmakta, öyle anlatılıp aktarılmaktadır. kadını, yalnızca erkdışı tutmanın değil toplumsal yaşamın dışında tutmanın, onu basit bir eklenti düzeyinde konumlandırmanın hemen her yolu denenmekte, dahası bu durum kutsanmaktadır da.

türkçe’nin en büyük şairlerinden biri (nazım hikmet ran), dilimize persenk olan o olağanüstü dizelerde bile erkekegemen bakıştan sıyrılabilmiş değildir.

“ve kadınlar bizim kadınlarımız: korkunç ve mübarek elleri ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle anamız, avradımız, yarimiz ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki ve kara sabana koşulan ve ağıllarda ışıltısında yere saplı bıçakların oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan kadınlar, bizim kadınlarımız…”

onlar hep erkeklerin arkasında “ortak dava”lar peşinde koşturup durdular. “ortak dava”ların her başarı durumunda “kendi” erkekleri tarafından eski konumlarına itildiler. ana, kızkardeş, sevgili, eş, evlat oldular ama onların “kendileri” olmalarına hiç izin verilmedi.

şimdi kadınlar “kendileri” olmak istiyorlar. “kendi olmak” nasıl bir şeydir, bildiklerinden çok da emin değilim. onlar, tarihte kaybolmuş kendilerini arıyorlar.

bulacaklar…

onlar şimdi şöyle haykırıyorlar:

ekmek. tertemiz bir gökyüzü. barışın egemenliği. bir yerlerde şarkı söyleyen bir kadın sesi, pişen yemeklerden tüten duman gibi her yeri saran bir melodi. silahları bırakmış askerler, bereketli hasatlar, iyileşmiş yara, istenen çocuk, özgürlüğüne kavuşmuş tutsak, bütünselliğine saygı gösterilen beden, geri dönen sevgili. işaretleri anlamlı ve okunur kılan o büyülü yetenek. eşit ve hakça paylaşılan, değeri verilen emek. sorunları çözmek için varılan anlaşmadan duyulan sevinç. yalnızca selamlamak için kaldırılan eller. güvenli yerler – yürekler, evler, ülkeler – öylesine güvenli ki en sonunda artık güvenli sınırlara gerek kalmamış. ve her yerde kahkahalar, dayanışma, sevinç, dans, doygunluk. mütevazi bir cennet şimdi’de.

biz bunu gerçek kılacağız; kendimizin yapacağız; politikayı, tarihi, barışı yaratacağız; bunları ulaşılabilir kılacağız; yaramazlık yapacağız; farklılık yapacağız; aşk yapacağız; bağlar kuracağız; mucize yaratacağız.

inanın bize.

biz dünyayı değiştireceğiz!

kadınların küresel stratejileri toplantısı bildirgesi, beijing 1995

2 Yorum to ““kalû belâ”dan beri erkekegemen bir dünyada yaşıyoruz!”

  1. bu dünyada değiştirmek istediğim yegâne değerlerden biri de kadının toplumdaki yeridir. ne kadar çok ezilir yurdum kadını, dayak yer, anasına bacısına küfür edilir. sırtından sopa karnından sıpa eksik edilmez tabiri caizse. kim bu gidişe bir dur diyecek; kim kadınlarımızı, bizleri değerli görecek? artık yok mu böyle bir erkek dünyada, böyle bir baba, böyle bir sevgili…?

    çok şey istemiyorum erkeklerden; 1 günlüğüne kadın olsunlar yani sabahtan akşama bir kadının tüm görevlerini yapsınlar; sonra konuşalım..

    saygılar…

  2. kadınların kurtuluşu, kadınların kendi eseri olacaktır!

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.